Ana Sayfa| İletişim ve Künye | Giriş Sayfam Yap | Favorilere Ekleyin | Üyelik | Rss

Ana sayfa Ahmet ÖZDEMİR Yazıları
Ver Mehteri Deme; Sen de Gel Yamacıma..
Ahmet ÖZDEMİR

Yalnızlık zordur dostlar. Hem de çok zordur. Altı çocuklu bir ailenin en küçük çocuğu olarak hayata başladım ben. Rahmetli babaannem de bizimle yaşıyordu. Gerçi abilerim tahsil nedeniyle evden uzaktaydılar ama yazları kendileri, kışları muhabbetleri akşam soframızın müdavimleriydiler. Sonra dayılarım, teyzelerim, amcalarım, nenelerim, kuzenlerim ve hatta herkese amca, dayı, teyze, hala, dede veya ebe denen bir beldenin tüm insanlarıyla ortak yaşanan bir hayattı bizimkisi. Hesabımız camiye kadardı ama kitabımız sonsuzdan gelip sonsuza gidiyordu. Dargınlıksa en çok bayrama kadardı. Bayram namazlarında hoca önce sakal duası yaptıracak var mı diye sorardı; sonra da mutlaka dargınları barıştırmanın faziletlerini anlatırdı. Kendini bilenler, kendi bilmeyenlerin kendilerine, kendilerini anlatırdı bu anlatıların baskısında ve faziletlerin beklentisinde.

Gel zaman git zaman evde inekler ve dağda keçiler dururken dağıtılan nerden geldiği belli ama neyden geldiği belirsiz tozdan kaynatılmış sütlerin ve margarin sıvanmış ekmeklerin kıskacında hayatımız değişti gitti. Ne barıştırmanın faziletlerini anlatan hocalarımız kaldı ne de sakal duası talep eden cemaatımız. Sakal üşengeçliğin yüzü oldu, ahlakiliğin zırhı olmaklığın yerine. İnsanın, bütün sosyal kurum ve kurallardan koparılınca daha kolay köleleştiğini gören anamalcı akıl, bireyi bireyselleştirmek için tüm kurum ve kuralları yıkmaya seferber oldu. Yıkamadıklarının da içini boşalttı. Biz seyrederken umarsızca, açılan tüm alanlara kazanmanın hırsını ikame etti sonra. Ve öteki kaybetmezse sen kazansan bile kazançlı olamazsın diyerek insan ötesi bir varlık inşa etti.

Bu inşaat sosyal ilişkileri öyle bir hale getirdi ki bugün anasının parmağındaki yüzüğü almak için söven veya döven değil kesen bir nesil türedi. Gemleri kopmuş hazlarının güdümünde yeryüzüne yayılmış insan kılıklı bu canavarlar, besin zincirinde son halka olmanın güvencinde astıkları astık, kestikleri kestik bir yaşam sürüyorlar. Bir de bunları, y kuşağısınız diyerek pohpohlayıp yüceleştiriyorlar, Nirvana'nın sade kaldığı azgınlığın ihtişamına ersinler diye.

X ise kaybedenlerin ve kaybolmuşların uçurumun dibinde birikmiş iskeletlerinin simgesi. Bilinmeyen, hiç bir zaman da bilinemeyecek varlıklar kümesi. Yaşam alanları zaten Dış Dünya. Yeni Dünya'nın Cesur çocuklarının gözlerinden ve gönüllerinden uzak, kendi insaniliklerinde ölüme mahkum edilmiş zavallılar.

Huxley'den Orwell'e uzanan çizgide Verne nereye oturur bilmem. Hangisi hangisini etkilemiştir ya da herkes kendi hayallerinin yazarı mıdır? Yoksa bir ortak aklın farklı yüzleri midirler? Ya da derinden yürüyen bir üst aklın toplum katmanlarının fay kırıklarından yüzeye vurmuş gözeleri midirler? Tüm sorular cevapsız kalsa bile cin şişeden çıkmış ve dileklerini bir nefes alımında hayat kılıvermiştir bunların sonuçta.

Bizse, gelinen menzilin ortaya çıkardıklarını kendimizce yorumlayıp, aklımızı zorlamadan, bir başka hayata bakacak pencere açmaya çalışan bir garip sığırtmaç psikozunda, sürümüzü güdemeden yan köyün çobanlarına talkın vermeye çalışıyoruz. Beyhude gayretimiz, bir sonuca varmadan, çiçekleri derlenmiş kırların, erikleri toplanmış dalların sessizliğinin gürültüsünde kaybolup gidiyor. Biliyorsak bile bilmeyenlerle farkımızı, fark edemeden verilmiş mühletlerimizi tüketiyoruz.

Ama umudum çorak toprakların bitekliğinde kavrularak büyüyor. Sürekli depreşiyorum. Siyahi bir süt bebesinin kendi güçsüzlüğünde vurduğu tepiklerin altından, binlerce yıl milyarlarca insanı çağıran ve besleyen su çıkartan Efendim, elbet bu kıvranışlarımı yeni çağların mayası da kılabilir. Yeter ki ben, tufranda ayrandan yağı ayrıştıracak sallama ritmini, kendiliğinden yakalayan yörük analarının inanmışlığında, bugün olmasa bile yarın, gayretten ve sabırdan bir senfoni yazabileyim.

Hız ve haza dadanmış çağdaş insanla sarılmış bir yaşamı ıskalamadan, yalnız kalsam da, kalabalıkların cıvık dağdağasında yitsem de, bir güneş sıcaklığında değenimi yakmak zorundayım. Bu öyle bir yanış ki içten içe, uçtan uca sürecek ve bilmememin hamlığını alıp bilmemin pişmişliğine varacak inşaallah.

X veya y veya z. Bu sadece onların, beni bölmeye, ötesi dış dünyada mahkumiyete zorlamasının kanıksanmaya yüz tutan kandırmacası. Akıllarınca çocuklarımı ve dolayısıyla geleceğimi elimden alacaklar. Korkmayın, ben vurdukça yıkılmazlarsa bile ben öldükçe yıkılacaklar. Yeter ki yalnızları yalnız bırakmayalım.


Diğer Yazılarım :





Bu yazı 7/10/2018 12:51:43 PM tarihinde eklendi.
 
Tavsiye Et   Yorum yaz   Yazdır  World'e kaydet Paylaş

<%=vbcrlf%><%=vbcrlf%>

 
 
henüz yorum yapılmamış ilk yorumu sen yap!
 
 
 

   
   
 
Recep ŞAHAN

15 Temmuz’dan Ders Almak
İbrahim BALCIOĞLU

Devletin Başına Devlet Ge
Ahmet ÖZDEMİR

Ver Mehteri Deme; Sen de
Uğur BİLGİ

Çöp Yolu Kâbus Yolu
Mustafa KIRAN

Gene CHP
Fatma UĞURLU

Bulancak, Çantada Keklik
 
     
   
 
Misafir Yazar

Tarihe Canlı Şahitlik Yap
 
     
 

   
 
Medya Tirebolu Yayında
Baraj İnşaatına Yıldırım
Toker İlklerin Adamı
Kübranın Düğününü Yaptık
Güvende Yayla Şenliği
Yaylada Mevlide Yoğun İlg
Yakup Aktaşın Acı Günü
Sel Yaraları Sarılacak
MSN Hava Durumu
Doğankentte HEM Sergisi
Barajda Göçük 2 Yaralı
Tirebolu Plaj Festivali
Tekeden Süt Çıkarmak
Bursada Otçu Göçü
Eğitime Umut Köprüsü
GİRMEP Ödülleri Verildi
Görele Seyahat Zonguldak
Bursa Giresunlular Sitesi
Osman Ağa Kültür Merkezi
Bursadan Vefa Örneği
Sıradan Bir İnsan Sıradış
Tireboluda Sel Tehlikesi
Giresun Sanatlarına İlgi
Fındık Devlet Destek Kaps
Tozu Dumana Kattılar
 
     
 
     
 

ANKET

 
 

 
     
 

FOTO GALERİ

 
 
. .




..
 

Tüm hakları www.medyagiresun.com (c) a aittir. İnternet sitemizdeki yazı, resim, video ve haberler kaynak gösterilmeksizin yayınlanması yasaktır. Sitemiz Giresun Medya Platformu üyesidir.

Web Tasarım