Ana Sayfa| İletişim ve Künye | Giriş Sayfam Yap | Favorilere Ekleyin | Üyelik | Rss

Ana sayfa Ahmet ÖZDEMİR Yazıları
Bir Garip Çeşm-i Giryan ve dahi Feryad-ı Figan
Ahmet ÖZDEMİR

Bizim yörenin insanlarının memleket ve insan sevdası genetik olsa gerek. Üçyüz yılı geçen köy tarihimizde pek çok şehit ve gazi hikayelerimiz vardır, yazılmadan duran. Eskiler çok bilinmese de Yemen, Çanakkale, Kanal, Sakarya demeden her yere yetişmişizdir. Hatta Koreli’miz bile vardır, neden gittiğimizi bilmediğimiz zamanlarda gidip savaşan. Yani koşanımız çoktur ölüme, ama kaçanımız yoktur. Son yarım asırda bazan aş, bazan iş, bazan eş peşinde; değil Türkiye’nin, dünyanın dört bir yanına dağılmışızdır; ama aklımızın bir yerlerinde hep memleketimiz ve dahi insanlarımız vardır.

Bu dağılmışlığımız da mecburiyettendir. Asla bir kaçış değildir. Mesela bindokuzyüzyirmiyedi yılında çıkan ve köyümüze büyük zarar veren birinci yangından sonra, hükümet erbabı, köyü Konya’nın ova bölgelerine taşıma teklifinde bulunmuşlar, dedelerimize. Uzun uzun düşünmüş bizimkiler ve sonunda reddetmişler, bu başkalarının başa konmuş talih kuşu diyeceği teklifi. Gerekçeleri de manidardır hani. ‘Mezarlarımızı bırakıp gidemeyiz’ demişler, diye diye.

Ha, gitselerdi sonraki kuşaklar olarak bizler memnun olur muyduk, bilmiyorum. Ama müreffeh olacağımız kesindir. Çünkü aynı yıllarda başka bölgelerden oralara getirilen insanlara binlerce dönüm arazi verilmiş, ekip diksinler diye. Şimdilerde memlekete gidip gelirken geçtiğim o yerlerde, biraz yavaşlar bakarım hep; köylere bakarım; evlere bakarım; yollara bakarım; insanlara bakarım. Ve biz olsak nasıl olurduk veya köyler, evler, yollar nasıl olurdu diye meraklanırım.

Fakat altmışlı yıllarda belde, seksenli yıllarda ilçe olan köyümüzden de mutluyuzdur, köycek. Toz kondurmayız ve toz kondurtmayız ona. Dağına taşına, yoluna beline, otuna ağacına, deresine kuyusuna vurgunuzdur. Hele insanına yangınızdır. Gurbette çok aramasak da birbirimizi, bayramlarda, tatillerde sılada gideririz birikmiş özlemlerimizi. Şabanın duldan, gırın başından, musalladan gökmenlerin gaaveye taşınmış muhabbetlerimiz koyudur, yaz geceleri boyunca. Aynı espirileri, aynı hikayeleri onlarca kez dinlesek de, her seferinde ilk defa duymuş gibi salarız kahkalarımızı, gecenin karanlıklarına. Uykuya varmadan önce bedenlerimiz, mutlaka goco’prüye doğru bir gezinti yapar topluca. Artık fırının yokluğundan sana yağı sürülmüş sıcak ekmek yiyemesek de, sohbetini mutlaka ederiz ve yemiş kadar doyarız, söz bittiğinde sabah ezanına yakın.

İnsanlarımızı o kadar severiz ki kimselere yakıştıramayız. İlkokula gidip gitmediğimi tam hatırlamıyorum, ama altmışlı yıllardaydık ve alamancılık henüz başlamıştı. Bizim köyün kızlarından birine şehirden bir talip çıkmış; ailesi de uygun bulmuş, düğün başlamıştı. Son gün kız almaya gelmişlerdi, şehirliler. Köyün delikanlıları toplanıp, ‘biz köyden kız çıkartmayız yabana’ diye, gelinin gitmesine engel olmuşlardı. Kızın ailesi, köyümüzün fakirlerinden sayılırdı. Gerçi o yıllarda zenginlik çok bilinen bir şey de değildi. Kızımızsa, şimdilerde ergen denebilecek yaştaydı ama o yıllarda biraz geçgin sayılırdı. Neyse köyün ileri gelenleri olaya müdahale edip düğünün tamamlanmasını sağladılar, usülü erkanınca. Ama ağır gelmişti bize, kızımızın yabancıya gitmesi. Sonraları çok gelin gitti kızlarımız yabana, yabandan da çok gelin geldi aramıza. Damatlarımızı da sevdik, gelinlerimizi de; ama hep eloğlu veya elkızı dedik onlara. Yani bi’tıklık bir ayrım kaldı hep.

Köyden çıkanlarımızınsa, nerdeyse hepsi döndü geldi nihayetinde. Dirileri gelmediyse de ölüleri geldi, mutlaka. Çok uzun yıllardan beri aşık mustan, davut abdıl, direk hüseyin, kaşıkçı muhtar, sert ağa, cülük ahmat, gadı’zının durmuş ve gurtcu meymet’ten oluşan gönüllü ekibin hiç biz yaptık demeden, hiç yüksünme göstermeden kazdığı mezarlara tevdi ettik onları, yeniden haşr olacakları güne kadar.

Bu araya sıkıştırıvereyim ki ben de köyüme gömülmek istiyorum, ölünce. Anamın, babamın ve ağamın mezarlarının birkaç metre üstünde üç gövdeli bir kokar ardıç var, henüz tam boy vermemiş. Onun altını bellikledim, son istirahatgahım olarak. Ailem ve arkadaşlarımının çoğu biliyor yeri. N’olur, n’olmaz diye harun hocaya bile gösterdim, anamın cenazesine geldiklerinde. Kendi imanım ve ibadetimin yetmeyeceğini bilip, yoldan geçecek köylülerimin okumalarından nasiplenmeyi umuyorum, şehrin kalabalığının ıssızlığında beyhude duacı beklemek yerine.

Ama, bu memleketi ve insanını ölesiye sevenler kadar, öldüresiye düşman olanlar da var. Biz ne kadar dönüp dolaşıp gelme umarındaysak, onlar da her ters rüzgarda kaçmayı biliyorlar. Ortaasya bozkırlarından başlayıp güneşin son aydınlattığı yerlere ermek için yapılan yüzlerce yıllık yürüyüşümüzde, binlercesiyle boğuşmak zorunda kalmışız, bunların. Baş ede ede, can vere vere gelmişiz buralara. Geçen yüzyıl serhattan istenmeyen bir dönüşümüz olsa da; bu yüzyıl yerimizde bir sayışımız varsa da; bu mücadeleler hiç bitmedi. Düşman yakamızdan hiç düşmedi. Dost kılığında içimize girmiş harisler düşmana alet olup bizi yormaktan hiç bıkmadı. Bazan celali oldular, bazan eşkiya; bazan dağa çıkıp hürriyet istediler, bazan şehre inip devrim diye tutturdular. Devlet deyip devletle savaşanlar da oldu, halk deyip halkı öldürenler de. Ama hiç biri fethullahçılar kadar olmadı ve olmayacak, bence. Altı yüzyıl yaşayan imparatorluğu altı yılda yıkanların bile zararlarını dört yılda küçülerek de olsa yok eden bu coğrafyanın insanları, fethullahçılığın etkilerini çok zor temizleyecek sanırım.

Benzer bir tarihsel gerçeklik olarak, hasan sabbah’ın ürettiği fitnenin tamamen ortadan kaldırılması nerdeyse üçyüz yıl alıyor. Alamut’ta kurulan tuzak, kurbanlarını sadece bulunduğu İran’da değil, Horasan’dan öte Maveraünnehir’de, Mezopotamya’da, Anadolu’da, hatta Mısır’da yakalıyor. Ama bu fethullahçılığın kökleri çok daha uzun ve dalları çok daha yaygın.

Kestanepazarı’nda hak suretinde yoğrulup mayalandırılan bu ihanet şebekesi, amerikan istihbaratının oluşturduğu üst aklın güdümünde bütün Anadolu’yu sarıp sarmalayarak, insan, imkan, mekan, zaman demeden her kaynağı fütursuzca emip, bir taraftan toplumu ve devleti hamilerine kul köle etmeye çalışmış, diğer taraftan ise hamilerinin doğrudan veya dolaylı girip etkileyemediği coğrafyalarda Türkiye menşeli bir soft power olarak girip devşirme harekatı gerçekleştirmiştir. Yani amerika, bu ihanet ve fesat şebekesinin sayesinde derenin taşıyla derenin kuşunu vurup yemeye yeltenmiş ve büyük ölçüde de başarılı olmuştur. Asya’nın bozkırlarından Afrika’nın balta girmemiş ormanlarına ve Hint okyanusu ülkelerinden Avrupa devletçiklerine uzanan coğrafyada kurduğu okullar, şirketler, vakıflar bu başarının görünen yüzüdür. Görünmeyen yüzüyse, bu coğrafyalarda ve ülkemizde ürettiği modern akla ve amerikaya vurgun insan kaynağıdır ki ben bilinenlerin çok ötesinde olduğunu düşünüyorum, bunların.

Ankara’nın göbeğinde hem de alışılageldiği gibi sözde milliyetçi muhafazakar çizgide duran okullarının tam karşısında, özellikle askeriyede olmak üzere bürokraside bulunan adamlarının çocuklarını ilerleyen yıllarda muhtemel bir kovumsama halinde devletin kurum ve kuruluşlarına fethullahçılık riskinden uzak kolayca sokabilmek için Atatürkçü bir okul kurabilmek, ancak bir şizofrenik üst aklın harcı olabilirdi, olmuş da. Hele Üsküdar’da bulunan bir okul binasında, özel bir asansörle çıkış sağlanan suit dairenin altı tarafını da kurşun levhalarla kaplayarak muhtemel fiziki ve elektronik müdahalelere hazırlanmak, ortalama yurdum insanının havsalasını patlatacak bir yaklaşım olsa gerek. Yıllar önce bu şebekenin stratejik liderliğini, yine kendilerine hizmet eden 12Eylülcülerin sözde tehdidinden kaçırarak mutlak kontrole almak, ancak sömürgeci amerikan aklının üretebileceği bir tedbirdir. Durum bu iken, bu anormalliği içselleştirip aklileştirerek kabullenen ve adamın elini öpmek, doğacak çocuğuna isim istemek, giydiği ceketini hediye almak, bastığı halılara yüz sürmek, bir an da olsa nazarına mazhar olmak için bölük bölük amerikaya taşınmak da incelenmesi gereken bir başka zihin bulanıklığıdır.

İşte bu adamlar, yurt içinde sözde hizmet davaları için yapmadık istismar ve haksızlık ve hukuksuzluk bırakmamışlardır. Geçmişte ancak azını bildiğimiz; çoğunu bilmediğimiz veya bilemediğimiz; hatta geçmişte olabileceğini bile düşünemediğimiz bu süreçlerden ilerde neler çıkacak, hep beraber göreceğiz. Bugün bilinenleri sayarsak; parası toplanıp kesilmeyen kurbanlar, açılmayan kuyular; ayni yardım olarak alınıp başka bölgelerde ve gemilerle taşınıp başka ülkelerde satılan mallar; kamuoyu oluşturmak, güç gösterisi yapmak, gerektiğinde kendilerine muhalif bir kişiyi, bir kurumu, bir kuruluşu berbat etmek veya kendilerinden olan birini abad etmek için kurulmuş gazeteler, radyolar, televizyonlar; soruların çalınıp şebeke içinde dağıtılmasıyla üniversitelere sokulan öğrenciler ve devlet memurluğuna taşınan mezunlar; yüksek öğretim kurumunda ele geçirdikleri makamlar, kurullar ve öğretim üyesi yetiştirme programı gibi ada teslim projeler üstünden hızla üretilen hocalar; bu hocaların çoğu kalitesiz yayınlarının basılarak hızlı puan toplamalarını sağlamak için pek çok ülkede opere edilmiş bilimsel dergiler; zenginleştirilmiş işadamları ve sanayiciler üstünden kolayca kuruluveren vakıf veya doldur boşalt taktikleriyle kadroları doldurulup ele geçirilen kamu üniversiteleri; kamu şirketleri ve kurumlarından haksız, hukuksuz sadece kapalı ve karanlık ilişkilerle alınan ihaleler, teşvikler; emniyete, maliyeye, adliyeye yerleşmiş adamlarıyla ilgili süreçlere müdahale ederek alınan haraçlar, rüşvetler; askeriyeye kendi öğrencilerini sokmak için çevrilen dolaplar; yine askeriyede kendi kadrolarının terfisi için, kıdem sırasında yukarda olmaktan öte yapıp ettiği olmamasına rağmen suçlanan, soruşturulan, yargılanan, intihara sürüklenen masumlar; kamu gücünü ve ilişkilerini kullanarak belediyelerden, milli emlaktan, üniversitelerden yurt yapmak, okul açmak, üniversite kurmak için tahsis alınan arsalar; yurtdışına yapılan okul gezileri, ticari turlar üstünden tavlanan sazanlar; farklı cemaat ve tarikatlardan gelseler de kolayca tuzağa çekilen gözünü, gönlünü, aklını mevki, makam, kariyer, para bürümüş kefaller; toplanmış himmet paralarının ticarete taşınmasıyla zenginleştirilen tüccarlar; banka kayıtlarını ve imkanlarını kullanarak batırılan veya çökülen şirketler; kamuda, siyasette, ticarette, sanayide üst taraflarda yer tutanların çocuklarıyla özel ve maksatlı tanışmalarla evlendirilen gelinler, damatlar; şebekeyi güçlü ve kapalı tutmak için fotoğraf albümleriyle evlendirilen şakirtler; ortaokul, lise ve üniversite hazırlık kurslarıyla devşirilen çocuklar; belediyelerden sözde hayır hizmetlerine yönelik olarak teamüllere, yönetmeliklere, kanunlara aykırı alınmış imarlar; islamcıları mut’acı diye suçlarken üniversiteli genç kızları gaygubet evlerinde iğfal eden abiler; yurtdışı ticaret fuarlarıyla ve fırsatlarıyla kazanç hırsını kullanarak tuzağa çekilen zenginler; özel okullar ve dersanelerde çocuklarına yönelik özel indirimli veya ücretsiz eğitimlerle kumpasa getirilip hizmet ettirilen memurlar; özel sınıfları hak ettiği halde onlara ram olmadığı için hakları yenen yurdum çocuklarını ve ailelerini sömürüp kendi çocuklarına avantaj sağladıkları okullar, dersaneler; sırf onlarla iş tutuyor diye ahlaksız, kalitesiz kitapları dersane ve okul öğrencilerine tavsiye edilerek satışı artırılan yazarlar; ülke içinde hazırlandığı halde bin yıl yaşasa fethullahın farketmeyeceği ve tanışmayacağı bürokratlara hoca’fendi imzalı hediye edilen ve emr-i vakilerle, ilişkili herkese satılarak, dağıtılarak bestseller yapılan hoca’fendinin yazdığı kitaplar; verilen yüksek paralarla hoca’fendinin anlaşılmaz şiirlerini bestelettikleri ve seslendirttikleri sanatçılar, şarkıcılar; onlarca farklı ülkede kurulan okul ve üniversitelerde verilen eğitimlerle amerikanın istihbarat operasyonlarına zihnen hazırlanmış nesiller; paralı operasyonlarla muhtelif ülkelerin itibarlı kurumları nezdinde yine itibarlı yapılarda düzenenlen kamuoyunu yönlendirici konferanslar, kongreler, sempozyumlar; geliveriyor aklımıza. Sizler neleri ekleyeceksiniz daha bilemem ama ekleneceklerin olduğunu bilirim.

Bütün bu süreçlerde mağdur edilen, hakkı yenilen, iflasa sürüklenen, işinden edilen, hapse atılan, ailesinden koparılan, eşinden boşandırılan, çevresinden dışlanan yüzbinlerce insan varken; bırakın körüklenmiş bölücü terör operasyonlarındakileri, sadece 15Temmuz akşamı bile hayatını kaybetmiş ve yaralanıp sakat kalmış yüzlerce insan varken; bir garip ağlak çıkıyor fethullahçı ihanet ve fesat şebekesiyle mücadele sürecinde olumsuz etkilenmiş suçsuzların varlığını kullanarak, haklarında yaptırım uygulanmış mankurtları için abartılı tanımlamalarla şefaatçi olmaya kalkışıyor. Pompacılık yapan yargıtay üyesi, temizlikçilik yapan daire başkanı, limon satan öğretmen tasvirleriyle toplumun acıma duygularını harekete geçirip farkındalığı gerileterek zaten ağır aksak yürütülen mücadeleyi örselemeye çalışıyor.

İşin ilginç yanı, bu kifayetsiz ağlağın yıllarca siyasette olmaklığı yetmemiş gibi oğlu da, ekmek kadayıfı kıvamında, getirilip milletvekili yapıldı. Kendisi de, üstüne kaymak niyetinde, yüksek istişare kurulu üyeliğiyle şereflendirildi. Bankada hesabın varmış, gazeteye abone olmuşun, çocuğun dersaneye gitmiş gibi sakil gerekçelerle haklarında soruşturma yapılan, yaptırım uygulanan, hapse atılan insanlar, bu şebekeyle sadece gizliden iltisaklı değil, alenen ilişkili olanların hatta geçmişte bakan, vekil, başkan yapılanların sellem müsellem gezdiklerini görünce kahroluyorken bu ağlağın açık ve cesaretlendirici yaklaşımını nasıl karşıladıklarını bilemiyorum. Ama bulunduğu kurumlar ve kurullar, konuştuğu ve görüştüğü makamlar ve insanlar itibariyle konuşmak yerine var olan mağdurların sorununu çözmesi gereken bu adama bunun bedeli ödetilmesse, ben gözüm açık öleceğim. Hem de aynı şeyi defalarca tekrarlamışken.

Öte yanda ise 15Temmuzun üç dört yıl öncesinde dersane tartışmalarıyla kendini belli eden kavganın ortaya çıkmasıyla başlayan fethullahçı kaçış halen devam ediyor. Şebeke, bir taraftan açığa düşenlerini karadan, havadan, denizden kaçırmayı sürdürüyor; diğer taraftan halen açığa çıkmamış unsurlarıyla yapılan mücadeleyi değersizleştirmek için operasyon üstüne operasyon çekiyor. Olmadık insanları soruşturma süreçlerine dahil ederek muhtemel odaklanmayı bozmaya çalışıyor. Ağlağın yapıp söyledikleri de bu kapsamda, aslında. Yoldan geçerken uğrayıp da görmüş havasında, yanlış uygulamalar üstünden kamuoyu yönelimi üretmeye çalışmak, ilişkinin gerçekliğini ve görevlendirmenin varlığını ortaya çıkarıyor, bence. Bir de, maaşımın yarısını bu mağdurlara vereceğim demiş ya, ahlaksızlığın dik alası bu. Hiç zahmet çekmeden, kazanmaya çalışıyor, utanmadan. Buna gösterilen esefli toleransı da hayretle karşılıyorum, doğrusu.

Suçsuzluğun onuru, suçlayanların suçsuzu haksız yere cezalandırmasıyla yücelir. Memleketini seven, başkasının memleketinde suçsuz olmaktansa kendi memleketinde suçlu olmayı tercih eder. Ve, değil cezalanlandırmaktan korkmak, ölür ama asla namertten aman dilemez.

Kalanlara selam olsun..


Diğer Yazılarım :





Bu yazı 11/19/2019 11:40:23 AM tarihinde eklendi.
 
Tavsiye Et   Yorum yaz   Yazdır  World'e kaydet Paylaş
 
 
henüz yorum yapılmamış ilk yorumu sen yap!
 
 
 

   
   
 
Recep ŞAHAN

Rol Modeliniz Kim?
Ahmed ÇITLAKOĞLU

Yıl ve Primini Dolduran Ç
Mustafa K. NASUHOĞLU

Son 60 Yılın En Soğuk Eyl
İbrahim BALCIOĞLU

Emeklilikte Yaşa Takılanl
Ahmet ÖZDEMİR

Bir Garip Çeşm-i Giryan v
Fatma UĞURLU

Bulancak, Çantada Keklik
Uğur BİLGİ

Çöp Yolu Kâbus Yolu
 
     
   
 
Misafir Yazar

Kanser Çığ Gibi...
 
     
 

   
 
Medya Tirebolu Yayında
Baraj İnşaatına Yıldırım
Toker İlklerin Adamı
Güvende Yayla Şenliği
Sel Yaraları Sarılacak
Kübranın Düğününü Yaptık
Yaylada Mevlide Yoğun İlg
Yakup Aktaşın Acı Günü
MSN Hava Durumu
Doğankentte HEM Sergisi
Tekeden Süt Çıkarmak
Eğitime Umut Köprüsü
Barajda Göçük 2 Yaralı
Tirebolu Plaj Festivali
Bursada Otçu Göçü
GİRMEP Ödülleri Verildi
Giresun Sanatlarına İlgi
Görele Seyahat Zonguldak
Bursa Giresunlular Sitesi
Bursadan Vefa Örneği
Tireboluda Sel Tehlikesi
Osman Ağa Kültür Merkezi
Sıradan Bir İnsan Sıradış
Fındık Devlet Destek Kaps
Tozu Dumana Kattılar
 
     
 

 

ANKET

 
 

 
     
 

FOTO GALERİ

 
 
. .

kayitli resim yoktur

..
 

Tüm hakları www.medyagiresun.com (c) a aittir. İnternet sitemizdeki yazı, resim, video ve haberler kaynak gösterilmeksizin yayınlanması yasaktır. Sitemiz Giresun Medya Platformu üyesidir.

Web Tasarım