Ana Sayfa| İletişim ve Künye | Giriş Sayfam Yap | Favorilere Ekleyin | Üyelik | Rss

Ana sayfa Yahya PALAVAR Yazıları
Ermek İster İsen Yahya Kemale...
Yahya PALAVAR

‘‘Kem âlâtla kemâlât olmaz canlarım” derdi, Ordu Lisesi’nde öğrenciyken,edebiyat öğretmenimiz Hüseyin Bey. Edebiyata olan düşkünlüğümü bildiği için bir gün bana şu beyitle mesaj vermişti:

"Ermek istersen Yahya, kemale,

Mutlak ermelisin Yahya Kemal’e."

Lise yıllarının hercailiğinden olsa gerek, derinliğine düşünememiştim bu mısralar üzerine.

Bir kaç yıl sonra Selçuk Üniversitesi’ndeki Yeni Türk Edb. Hocamız, Sayın Prof.Dr. Önder GÖÇGÜN’ ün, Y. Kemal’in ‘Sessiz Gemi’ şiirini tahlil ettiği bir derste anlamıştım bu sözdeki derinliği; dilde, kültürde ve düşüncedeki kemalin ne anlama geldiğini.

"Artık demir almak günü gelmişse zamandan,

Meçhule giden bir gemi kalkar bu limandan.

Biçare gönüller! Ne giden son gemidir bu!

Hicranlı hayatın ne de son matemidir bu!

Birçok gidenin her biri memnun ki yerinden,

Birçok seneler geçti; dönen yok seferinden."

Bazı şeyler anlatılmaz; yaşanır, hissedilir ya, işte bu şiir böylesine sinerdi gönüllerimize. Bir çiçek gibi, bir tat gibi... Hele hocamızın o nefis üslûbu, bizi mest ederdi. Yahya Kemal, tarihimizin ve Türkçemizin tiryakisi, bizse adeta onun tiryakisi olmuştuk. Öyle ki Y.Kemal biz, biz de birer Y.Kemal’dik. Yani,’biz’ kimiz diyen, kendini Y.Kemal’de bulurdu. Onda yudumluyorduk şanlı tarihimizi ve güzel Türkçemizi yeniden, keyifle ve heyecanla.

O gün adeta: ‘Bin atlı akınlarda çocuklar gibi şendik/Bin atlı o gün dev gibi bir orduyu yendik.’ Bazen de “Mohaç Türküsü”nü birlikte söylerdik, yüzyıllar öncesine gidip şanlı cetlerimizle.

‘Uçtuk Mohaç ufkunda görünmek hevesiyle

Canlandı o meşhur ova at kişnemesiyle

Bir bir açılırken göğe, son defa yarıştık

Allah’a giden yolda meleklerle karıştık.’

O’nun, İstiklâl Harbi’nde savaşan Türk ordusunun zaferi için yaptığı duaya birlikte “âmin!”dedik:

‘Şu kopan fırtına Türk ordusudur ya Rabbi!

Senin uğrunda ölen ordu budur ya Rabbi!

Tâ ki yükselsin ezanlarla müeyyed namın,

Gâlip et; çünkü bu son ordusudur İslâm’ın.”

O dualar ve o ruh değil miydi, Kurtuluş Savaşı destanını yazdıran kahraman ecdadımıza!

Sokrates gibi, Yahya Kemal’de korkmaz ölümden; hayata rindane bakmanın verdiği rahatlıkla.

 Sokrat: ‘Ölümden korkmuyorum; çünkü ben varken o olmayacak; o varken de ben...’demiş. Y.Kemal ise, kadere imanın ve tevekkülün rahatlığıyla: ‘Ölmek, kaderde var, bize ürküntü vermiyor.’ ve ‘Ölüm, asude bahar ülkesidir bir rinde.’derken ne kadar da mütevekkil bakıyordu üç günlük dünyaya. Yaşamaktan zevk almanın yolu, ölümden korkmadan rindane yaşamaktır hayatı. Öyle ki:

 ‘Yaşamak zevki nedir bilmez, ölümden korkan!’ der miydi Y.Kemal, o ruh olmasa!

Bence, Yahya Kemal’i büyük kılan yönü,rindaneliği ve onu rindane kılan ‘kökleri’dir. Paris’e gittiği zaman, oradaki, özelde A.Hamit Han’a, genelde devlete karşı ihanet içerisinde olanların faaliyet lerini görünce, A.SOREL’den aldığı tarih okumalarının da etkisiyle müthiş bir millî ruh oluşur Y.Ke -mal’de. C.Julian’ın, ‘Fransa topraklarının bin yılda

Fransız milletini oluşturduğu’ fikrini işlemesi üzerine, Anadolu topraklarının da bin yılda Türk milletinin kimliğini nasıl oluşturduğunu sezdi. Yunus Emre’nin ve Mevlâna’nın mesajını, Fatih’in İstanbul’u fethini, Yıldırım Beyazıt’ı, Yavuz S.Selim’i, kısaca Osmanlıyı çok daha iyi anlamıştı. Tabiri caizse alafranga sevdasıyla gittiği Paris’ten alaturka duygularla dönmüştü ülkesine. İşte bu duygularla köksüzlüğü şöyle dile getirmiştir: Derler: İnsanda derin bir yaradır köksüzlük

Budur âlemde hudutsuz ve hazin öksüzlük.

İşte tam burada:‘Ne harâbiyim, ne harabati/

Kökü mazide olan atiyim’ sözü deruni bir anlam kazanıyor, geleceğimizin teminatı olan Türk gençleri için. Güçlü bir geleceğimizin olmasını istiyorsak, sağlam bir kökümüzün olması ve bu köke sıkı sıkıya bağlanmamız gerekiyor. Öyle ya: Geçmişi olmayanın geleceği mi olurmuş!

Musiki, bir milletin en belirgin kültürel öğelerinden olup, adeta millî bir kimliktir Y.Kemal’e göre:

"Çok, insan anlayamaz eski musikimizden

Ve ondan anlamayan bir şey anlamaz ‘biz’den".

32 yılda tamamladığı “Süleymaniye’de Bayram Sabahı’’nı yeni bir aşk tazeliğinde yaşar o sabah ve vârisi olmakla gurur duyduğu ulu mabedi şu mısralarla yâd eder:

"Ordu milletlerin en çok dövüşen, en sarpı,

Adamış sevdiği Allah’ına böyle bir yapı.

En güzel mabedi olsun diye en son dinin,

Budur öz şekli hayal ettiği mimarinin.

Ulu mabet! Seni ancak bu sabah anlıyorum;

Ben de bir varisin olmakla bu gün mağrurum."

Yahya Kemal BEYATLI, Osmanlı’ya karşı saygı, sevgi ve büyük bir özlem içerisindedir. Birçok şiirinde bunu gururla ifade eder. B.Kemal ÇAĞLAR, Y.Kemal’i, eski dille gazel yazdığı için kendisini “TBMM’de bir Osmanlı mebusu” olarak suçlamasına şu cevabı verir:

“Bana Osmanlı mebusu demişsin. Hayatımda duyduğum iftiraların en insaflısı. Gel! Türk tarihini iki şair olarak aramızda pay edelim: Sen Eti ve Sümer Behçet Kemal ol, ben de Selçuklu ve Osmanlı Yahya Kemal olayım.”

Kendi geçmişine sırt çevirmek o dönemde sanki aydın olmanın gereği(!) gibi dururken, Y.Kemal’in bu cevabı ne kadar yiğitçe ve ne kadar asilcedir, değil mi? Aynı B.Kemal; Y.Kemal öldüğünde O’nu göklere çıkarmış “İstanbul’un sekizinci tepesi” olarak nitelendirmiştir.

İstanbul’un fethi Y.Kemal’e göre bir mucizedir. Zira fetihten sonraki elli yıl içinde Bizans kimliğinden ve çehresinden her yönüyle sıyrılan İstanbul,bir Türk-İslâm kültür ve medeniyet şaheseri haline dönüşmüştür. Bunda da en büyük etken, fetihten sonra yürütülen imar ve iskan faaliyetleri olmuştur. Yahya Kemal der ki:

“Koca Mustafa Paşa bir Rum’du. Rumluktan ihtida etmişti; fakat öylesine Türk ve Müslüman olmuştu ki, Rum kilisesini cami yaptı. Bugünkü Koca Mustafa Paşa Camii, İşte bu gayretin bir ürünüdür.”

Hıristiyanlıkta genellikle var olan keder, Bizans estetiğine, dolayısıyla kiliseye de yansımış. Bizim camii ise, Türk-İslâm kültürünün karakteristik özelliği nedeniyle gayet ferahtır. Dolayısıyla, Türk’ün asude mizacı ile Bizans’ın kederi, Koca Mustafa Paşa Camii’nde buluşmuştur:

"Koca Mustâpaşa! Ücra ve fakir İstanbul!

Tâ fetihten beri mümin, mütevekkil, yoksul,

Öyle sinmiş bu vatan semtine milliyetimiz

Ki biziz hem görülen, hem duyulan, yalnız biz.

Türk’ün asude mizacıyla Bizans’ın kederi

Karışıp mağrifet iklimi edinmiş bu yeri.

Rum vezir, eski manastırda ederken secde,

Kalbi çok dolduran iman ile gelmiş vecde,

Bir fetih camii yapmak dilemiş İslâm’a.

Sebep olmuş bu eser yâd edilir bir nama.’’

İstanbul bir sevdadır bazı şairlerimizde. Nef’i, Nedim, Orhan Veli, Necip Fazıl.. gibi. Bu sevda Y.Kemal’de kara sevdaya dönüşmüş ve ‘’Aziz İstanbul’’ ile kemale ermiştir âdeta. ‘’Sade bir semtini sevmek bile bir ömre değer.”dediği İstanbul için bir destan yazmayı bile düşünür. Bir aşk, daha nasıl bu kadar güzel anlatılabilirdi ki:

Sana,dün bir tepeden baktım aziz İstanbul!

Görmedim, gezmediğim, sevmediğim hiçbir yer.

Ömrüm oldukça, gönül tahtına keyfince kurul!

Sade bir semtini sevmek bile, bir ömre değer.

İstanbul aşkı şiire dönüşür de İstanbul’u fetheden o şanlı ecdadı unutur muydu Yahya Kemal! Bir 29 Mayıs sabahı(1922) 18 Sekmenler şehitliğini ziyaret etmiş, fethi gerçekleştiren yiğitlerin İstanbul’a ilk girdiği kapı olan Topkapı’ya gitmiştir. Oradan da yürüyerek Ayasofya’ya geçen Y.Kemal, İstanbul’u Fetheden Yeniçeri’ye Gazel’i bu anlamlı yolculuktan sonra yazmıştır:

"Vur pençe-i âlideki şemşir aşkına,

Gülbang-ı âsmanı tutan pir aşkına.

Vur deyr-i küfrün üstüne, rekz-i hilâl içün,

Gelmiş bu şehsuvârı cihangir aşkına.

Düşsün çelengi Rumun, eğilsin ser’i Frenk,"

Vur Türk’ü gönderen yed-i takdir aşkına. Denizin ve mavinin hastasıdır Y.Kemal. Deniz Türküsü ve Açık Deniz şiirleriyle, ne güzel dile getirir mavinin ve sonsuzluğun türküsünü:

"Bir gün dedim ki, istemem artık ne yer ne yar!

Çıktım sürekli gurbete, gezdim diyar, diyar;

Gittim o son diyara ki serhaddıdır yerin,

Hâlâ dilimdedir tuzu engin denizlerin!

(Gözler yeşil, çiçekler rengârenk, masmavi deniz)

Duydum ki ruhumuzla bu gurbette sendeniz.

Yürü! Hür maviliğin bittiği son hadde kadar!

İnsan, âlemde, hayal ettiği müddetçe yaşar."

Kültür ve Turizm Bakanlığı, Y.Kemal BEYATLI' nın ölümünün 50. yıldönümünü nedeniyle 2008 yılını, ‘’Yahya Kemal BEYATLI Yılı’’ ilan etti. Bu, tabii ki bir vefa ve saygı göstergesidir. İlgililere teşekkür ederim. Türk dilini, şiirini, kültürünü, sanatını ve tarihini, bir sarraf hassasiyetiyle işleyen, anlatan bu fikir ve sanat adamını tanıtmaya çalışmayı bir görev bildim. Layık olabildiysem, ne mutlu bana. Kültür ve tarih bilinci olan her Türk gencini, O’nu okumaya, anlamaya, anlatmaya, hayırla ve rahmetle anmaya davet ediyorum. Biliyorum ki O’nu okuyan, mutlaka kendinden ve bizden bir şeyler bulacaktır. Yeri gelmişken, O’nun, şairlik yönünün dışında, nesir türünde yazdığı kitaplarını, özellikle Eğil Dağlar, Edebiyata Dair adlı eserlerinin okunması gereğine inanıyorum.

Yahya Kemal’de; İstanbul aşk, Türkçe kimlik, Osmanlı gurur, mavi ümit, deniz sonsuzluktur. Bu sonsuzluk duyguları içinde yüzerken, onunla hasbıhâle ara vermenin burukluğunu hissediyorum. Neylersin ki her şeyin bir sonu, her günün bir akşamı var nihayet. Ömrümüzün de, değil mi? Yahya Kemal bahçesindeki gezimi Rintlerin Akşamı’yla noktalıyorum:

"Dönülmez akşamın ufkundayız. Vakit çok geç;

Bu son fasıldır ey ömrüm nasıl geçersen geç!

Cihana bir daha gelmek hayal edilse bile,

Avunmak istemeyiz öyle bir teselliyle.

Geniş kanatları boşlukta simsiyah açılan

Ve arkasında güneş doğmayan büyük kapıdan

Geçince başlayacak bitmeyen sükûnlu gece.

Guruba karşı bu son bahçelerde, keyfince,

Ya şevk içinde harâb ol, ya aşk içinde gönül!

Ya lâle açmalıdır göğsümüzde yahut gül. "


Diğer Yazılarım :





Bu yazı 11/30/2019 2:33:30 PM tarihinde eklendi.
 
Tavsiye Et   Yorum yaz   Yazdır  World'e kaydet Paylaş
 
 
henüz yorum yapılmamış ilk yorumu sen yap!
 
 
 

   
   
 
Recep ŞAHAN

Dolandırıcılık
Ahmed ÇITLAKOĞLU

Siyasette Yeni Aktör: Ali
Mustafa K. NASUHOĞLU

Emeklilikte Yaşa Takılanl
İbrahim BALCIOĞLU

Emeklilikte Yaşa Takılanl
Yahya PALAVAR

Ermek İster İsen Yahya Ke
Ahmet ÖZDEMİR

Bir Garip Çeşm-i Giryan v
Uğur BİLGİ

Çöp Yolu Kâbus Yolu
Fatma UĞURLU

Bulancak, Çantada Keklik
 
     
   
 
Misafir Yazar

Önce Ezan Okundu...
 
     
 

   
 
Medya Tirebolu Yayında
Baraj İnşaatına Yıldırım
Toker İlklerin Adamı
Güvende Yayla Şenliği
Sel Yaraları Sarılacak
Kübranın Düğününü Yaptık
Yaylada Mevlide Yoğun İlg
Yakup Aktaşın Acı Günü
MSN Hava Durumu
Doğankentte HEM Sergisi
Tekeden Süt Çıkarmak
Eğitime Umut Köprüsü
Barajda Göçük 2 Yaralı
Tirebolu Plaj Festivali
Bursada Otçu Göçü
GİRMEP Ödülleri Verildi
Giresun Sanatlarına İlgi
Görele Seyahat Zonguldak
Bursa Giresunlular Sitesi
Bursadan Vefa Örneği
Tireboluda Sel Tehlikesi
Osman Ağa Kültür Merkezi
Sıradan Bir İnsan Sıradış
Fındık Devlet Destek Kaps
Tozu Dumana Kattılar
 
     
 

 

ANKET

 
 

 
     
 

FOTO GALERİ

 
 
. .

kayitli resim yoktur

..
 

Tüm hakları www.medyagiresun.com (c) a aittir. İnternet sitemizdeki yazı, resim, video ve haberler kaynak gösterilmeksizin yayınlanması yasaktır. Sitemiz Giresun Medya Platformu üyesidir.

Web Tasarım