Sayfayı Yazdır | Pencereyi Kapat


Başlık: İşimiz Erenlere Kalmıştır
Açıklama: 

Her şey giderek anlamını yitiriyor. Modern olanın dönüştürücülüğü kaçınılmaz ama müslümanların geleneğe hürmetsizliği ve olana kayıtsızlığı anlaşılır değil. Bu akıl hangi düşünce serüvenlerinin sonunda oluşabildi, ben son yarım asra şahitlik etmiş bir insan olarak neyi kaçırdım da olanı farkedemedim, gördükçe şaşırıyorum. Toplumun dindar ve muhafazakar kesimlerine sırtını dayayanların her yapıp ettiklerinin karşı mahalleye hizmete varması en azından saygısızlık oluyor.

Günümüzde tüm televizyonları sarmış bir dizi furyası almış başını gidiyor. Bizim gençliğimizde Brezilya dizileri vardı seyredeni ağlatma garantili. Kötülerle iyilerin sevgi üstünden savaşımını anlatan uzatılmış senaryolarıyla ehline bıkkınlık veren ama dünya ve düşünce ufku kısıtlılarını oyalayıp uyuşturan bu dizilerdeki yaklaşımlar her şeye rağmen iyinin başarısıyla biterdi ya da sonunda iyiye en azından umut verirdi.

Bugünlerde ülkemizdeki dizilere bakınca şaşırıp kalıyorum ben. Her şeyin çivisini çıkarıyorlar. Toplumsal iyilerin kötüleştirilmesi ve kötülerin iyileştirilmesi gibi zihin saldırganlıkları bir tarafa insanın en mahrem alanlarının bile didik didik edilebilirliğinin masumlaştırılması, ailelerinin parçalanmasının çok da kötü olmadığının ikide bir altının çizilmesi, doğru veya faydalı olanın değil zenginleştirici ve zevklendirici olanın önemsetilmesi ister istemez bu yapıcıların, yöneticilerin, oynayıcıların amacı ne diye sorduruyor insana. Düşündükçe de para hırsından ve tamahından ya da kasıtlı ihanetten başka bir resim çıkmıyor ortaya.

Bu akla ziyan resme özel kanalların dahil olması, doğru olmamasına ve benim bunu sürdürülür bulmamama rağmen anlaşılabilir bir şey sonuçta. Yeryüzünde para kazanılabilir bunca güzellik varken adamlar ya şeytana aldanmış, ya nefislerine yenilmiş, ya ihtiraslarına kapılmış, ya da verilen görevlerine uymuş işlerini yapıyorlar. Er geç de umduklarıyla ve ummadıklarıyla yüz yüze gelecekler, buralarda veya ötelerde. Herhalde bir çözümleri ve cevapları vardır edip eyledikleriyle ilgili.

Ama bir nevi dolaylı vergiyle doğrudan vataş kimlikli bireylerin cebinden, onyıllardır iktidara gelmek isteyenin değiştireceğini söylediği ama iktidar olunca unutup gittiği, mevzuat hazretleri gereğince fonlanan TRT’ye ve muhterem yöneticilerine ne demeli bilmiyorum.

Yıllar önce ‘Bizimkiler’ diye yıllarca sürmüş bir dizi vardı. Bodrumda sahtekar ve tamahkar bir kapıcı, girişte hanımının annesine ve kedisine bile değer vermeyen, kapıcıyı kök söktüren bo şefliğinden emekli bir apartman yöneticisi, onun üstünde metresiyle yaşayan ve hep horozuyla gelip giden bir garip adam, bir üstte hanımı dikicilik yaparak aileyi güç bela geçindirmeye çalışırken kendisi hanımından tırtıkladığı her kuruşa kapıcıdan bira veya alkollü içki almaya çalışan bir meczup, daha yukarda ise, çekme katını ikide bir batan yarı dolapçıya kiraya vermiş, bir duran bir satan ama her an her şeyle kavga etmeye hazır bir işadamı apartmanın sakinleriydiler. Hiç mi normal bir aile olmaz şöyle namazında niyazında buralarda deyip bakardım aval aval.

Yakın zamanlarda da ‘Yeşil Deniz’e takılmıştım biraz. Bir ege köyünden hayatları seriyordu önümüze. Bazı bazı uçuk kaçık bölümleri de olsa genel olarak seyredilebilir bir diziydi. Ama o da hayata dair kalıcı bir şey söylemeden günlük ilişkilerde uzadı gitti ve nihayetlendi.

Şimdilerdeyse her akşam bir dizimiz var artık. ‘Abdülhamid’ ve ‘Diriliş Ertuğrul’, dünden bugüne çıkarımlar taşıyan kamu spotu tadında akşam oyalamacıları hepten. Koca medeniyeti kurmak bir Ertuğrul’un omuzuna yüklenmiş kalmış. O fukara da her üç bölümde bir ortaya çıkan bazen iç bazen dış dünyayla düşmanlarla mücadele edip kelle koparmaktan yakında yorgun düşecek. Zaten dizi çalışmalarında gösterdiği üstün başarı bir belgesel ve bir yarışma programı sunuculuğu yanında bir de bir devlet bankasının reklam yüzü olmaya mecbur etti onu. Daha ne kadar görev yüklenir insana bilmem..

Abdülhamid ise bir başka gariban. Etrafını tamamen düşmanlar ve hainler çevirmiş, o ise durumu farketmiyor ki herhal, elindeki bastonu ikiye bir tabana vurup gürlüyor üst perdeden. Ama bana en dokunan tarihte değeri olan bir şahsiyete, bir sultan olarak İngiliz, Fransız ve Rus gazetelerinde çıkan haberlerle devlet yönettirilmesi. Halbuki sonraki yıllarda İttihat ve Terakkiye çokça fayda ve öykü sağlayan Teşkilat-ı Mahsusa’nın yani bugünkü Teşkilat kısa namlı Milli İstihbarat’ın kurucusudur kendisi.

Öte yan iki dizisi daha var TRT’nin. ‘Halka’ ve ‘Vuslat’. Bir devlet televizyon kurumunun herhangi bir özel kanal gibi ekranlarını illegal örgütlere açması ne demek bilemiyorum. Rabb’im şahit, bilmediğim veya düşünemediğim bir gerekçesi var mıdır diye araştırdım soruşturdum biraz. Söylenebilen tek şey reyting kaygısı oldu maalesef. Değişik kurumlarında yüzbinlerce insana jarma, polis, istihbaratçı, hakim, savcı, mübaşir, gardiyan olarak maaş veren bir devletin, bir başka kurumu eliyle illegaliteye güzelleme yaptırmasının garabetine şaşırıp kalıyorum doğrusu. Hele vuslat’ta, eskimiş zamanlardan kalmış ezoterik bir meczup üstünden İslami mesajlar üretilmesi akıl alır bir yaklaşım olamaz. Yumurtadan civciv çıkması hayatın rutinidir ama ilk bölümde üç dört kişiyi öldüren bir katilden ilerleyen bölümlerde bir şeyh çıkarırlarsa şaşırmayacağım. Çünkü sanırım TRT toplumumuzda hedefsiz eğitim sisteminin ve bozulmuş sosyal adaletin sebep olduğunu düşündüğüm artık bolca bulunan katilleri, hırsızları, dolırıcıları, sahtekarları bu dizilerle dönüştürmeye görevlendirilmiş sayıyor kendisini.

Bir de ‘Kalk Gidelim’e bakalım başlamışken. Sözde köy yaşamını anlatan ve ilk bölümünde kentte her sebeple olursa olsun sıkılmışlara ‘hadi köyümüze geri dönelim’ mesajı vermeye niyetlenmiş zannettiğim bir başka TRT dizisinden. İlk bölümlerde fena değildi sanki. Hatta bölüm başı belki bir belki iki kez görülen başörtülü bir kız bile vardı, köyün tek minibüsünün intikali biraz geç olan şöforunun aşık olduğu. Sonra sonra hem konu saçmaladı gitti hem de bu kızcağız bile kayboldu. Ama nişantaşının ne kadar botoks suratlı, şişirme dudaklı dilberi varsa normalde hiç bir köyde rastlanmayacak, dizinin orasına burasına çakıldı durdu. Sonuçta köyü ve köylüyü ıslah ederek modernize etmeye çalışan bir akıl çıktı ortaya. Köyün ve köylünün samimiyeti, sevecenliği, dostluğu, hasbiliği, misafirperverliği gitti, her biri sahtekar, düzenbaz, yalancı, tamahkar insanlar döküldü sokaklara.

Tüm bunlardan sonra bu mübarek Ramazan ikliminde köyün ortasında ulu orta oruç yiyiciler de sökün edince ekra dayanamadım, yetkili olduğunu bildiğim bir dosta yazdım sitemlerimi, gayretullaha dokunmadan ya tedbir alınsın ya da o kendini bu cendereden kurtarsın diye. Meğer bilmediğimiz neler varmış daha. TRT’nin kutusu değil Pora’nın kutusu sanki mübarek. Hani mitolojide Hermes, Pora’ya kapalı bir kutu bırakır da çok meraklı bir kadın olan Pora kutuyu dayanamayıp açar ve yeryüzündeki tüm kötülükler ortaya dökülür ya, öyle bir tablo çıktı ortaya.

Ama atalar ‘erenlerin sağı solu belli olmaz’ demiş, bir bakarsınız olmadık zama gidişata bir el atarlar ve biz yazdığımızdan utanır hale geliriz sonunda. Pora’nın kutusunun en dibinden cılız mı cılız bir umut çıkar ya efsanede, öyle bir beklenti bizim ki..


Yayın tarihi:  20.5.2019 13:12:46
Yazdırma tarihi:  8/17/2019 9:17:35 PM